Salı, Şubat 07, 2012

Sevince

Yanımızda bir tek
Uzun gecenin sarıcı sessizliği
Kabusların ve ayışığının
Gündüzün mucizelerine tanıklık eden
Her şeyi gören gözün altından geçerek
Zamanı eriten yoldaşlığımız
Birbirimizin yaralarına
Em olalım diye
Her sefer biçelim diye
Bu kanamadığımızın yenini
Konuşmadan anladığımız
Süngerli dünyanın cümle ağaçlarını
Büyük meseleler tartışan
Küçük adımlı piçlerin
Kifayetsiz naralarından yayılan
Embesil buharını
Keyfederek seyreylediğimiz
Ve sayılmayacak sessiz harflerin
Yanyana dizilemediği
Esleri
Nerde olursak, olalım
Nasıl olursak öyle




Salı, Ocak 18, 2011

barbun rüyası

şu bizans'ta cümlenin üç kağıttan yüzleri,
hepin an'ına ekleniyor ötekinin hederi,
h-ece yazıyorlar gibi yapıyorlar,
biliyor gibi kamu adaletinin nimetlerini
ve vikipedinin ilgili maddelerini
kötü suratlı hain şimdinin,
dibini tarıyor gibi akıyorlar işte ne olsun,
çekiyorlar kımıltısız boşluklarının,
varla yok arası ipini.

Cuma, Nisan 09, 2010

Nostalghia




İçimde hangi atam konuşuyor?

Hem aklımda hem de bedenimde...


...aynı anda ayrılamam.

Bu yüzden tek kişi olamıyorum.

Kendimi aynı anda sayısız şey

olarak hissedebiliyorum.


Fazla büyük usta kalmadı.

Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.


Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış.

Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz.

Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının

...Uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere...

...böceklerin vızıltıları girmeli.


Her birimizin gözlerini ve kulaklarını...

...büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız.

Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı.

Yapmamamızın bir önemi yok!

O isteği beslemeliyiz...

...ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz...

...sınırsız bir çarşaf gibi.

Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız...

...el ele vermeliyiz.

Sözüm ona sağlıklıları...

...sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız.

Siz sağlıklı olanlar!

Sağlığınız ne anlama gelir?

İnsanoğlunun bütün gözleri, içine...

...daldığımız çukura bakıyor.

Özgürlük faydasızdır...

...eğer gözlerimizin içine bakmaya...

...yemeye, içmeye ve...

bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa!

Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler...

...sözüm ona sağlıklı olanlardır.

İnsanoğlu dinle!

Senin içinde su, ateş...

...ve sonra kül...

...ve külün içindeki kemikler.

Kemikler ve küller!

Pazartesi, Aralık 07, 2009

Şahidim arzu semadir

Şahidim arzu semadır

Şahidim arzu semadır yavaş yavaş


Şahidim arzu semâdır bütün ecrâmiyle,

>>Onu bozan yalancı alçakların mırıldandığı sözleri geçen semadır,

Yaksa da âh-ı derûnum beni bu hasret ile,

>>Cahilin bön kemliği engel olamaz sezdiğim sesin ahengine

Tâkatı yok dilimin hâlini takrîre bile.

>>Ey kötüler, devlet sizindir, devran sizindir.

Ey bâd-ı sabâ uğrarsa yolun semt-i Harameyne,
Ta'zîmimi arzeyle Rasûlüs-sekaleyne
Hâkine sürmek için ne yüzüm, ne da imkanım var,

>>Bu ölüler evinde konuşmaya ne yüzüm ne imkanım var.

MAVİ

Kendisinde kaybolan zavallıları geçen
Zamanı açıklamak için çaresiz cümleler kuran
köşede bir san at güneşi olmaya soyunanlara gülümseyen
Hızlı ve sakin yürüyen
Mavi derin ışık
Seni görmeye kaç kişi gelmiştir ki?
Kaç kişi seni bilir?
Flames of Love

Tony Gatlif Swing version of Flames of Love

Shahram Nazeri version of Flames of Love

Elinde Shahram Nazeri olan her kim varsa sevabına bana ulaşabilir.


Romence, Yahudi dilinde ve Arapça olan sözler

Fransızca alt yazılı hali

[.. Yürek aşkı...
...aydınlatmaz.
Aşk tarafından...
...yönetilmez.
Oradaki gizem...
...anlaşılamaz. ...]

Perşembe, Haziran 11, 2009

Salak Amarika

Bu Amarikanyalılar kesinlikle salak şu hale bak;


(Üstüne tıkla ki büyüsün, gümrah olsun)

Haritada her yer bomboş ve milli parklarla dolu. O kadar İstanbul'u işgal ettiler daha öğrenemediler nasıl ormanlık alan katledilir, nasıl imara açılır. Lan ammoşlar, kendi ülkenizin de içine sıçsanıza.
Aynı anda dünyanın başka bir yerinde Amazon Yerlileri ölümüne yağmur ormanları için savaşıyorlar.
Bu ülkenin mal denyoları, siz de hala her yeşil bölgeyi katledip sefil yaşam formunuzu sürdürmek için, içinden bok geçen aklınıza uygun pislik kuleleri inşa etmeye devam edin.
Amazon Yerlileri'ni ve bu vesileyle Güney Amerika'da sömürüle sömürüle artık haklarını savunmayı başaran bütün insanları kutluyorum.

Darısı 60 yıl sonra başımıza...

Pazar, Mart 15, 2009

Onların çocukları bile sizi döver


Gustavo Dudamel and the Teresa Carreño Youth Orchestra: A musical sensation from Venezuela



http://www.ted.com/talks/view/id/466

Cumartesi, Şubat 28, 2009

AY TARAFI

Siz şimdi şapkalar ararsınız
Güneşten kavrulmuş yüzlerinizle
Korunacak bir gölge ışığından
Lakin
Benim sevgilim ay tarafında

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Zeitgeist Addendum

http://blip.tv/file/1498507/

Belki bir gün hayvan oğlu hayvanlar olmaktan vazgeçersiniz.


İktidar öldürebilmekte değil, kılıcını kınında tutmakta yatar, köpekler!

http://www.klipmekani.com/2009/01/04/sansursuz-israil-vahseti-18/
"Buraya kadar her şey yolunda"

La Haine

Pazar, Kasım 09, 2008


içimizden akan nehirlerin,

karşı konulmaz hızıdır,

aritmetiği kara toprağın içinden çıkaran,

nerede doğmuş olursak olalım,

çırılçıplak ayın çocuklarıyız,

ekmeği için dağları delen kara elleriz,

gözyaşımız kadar güçlüdür kahkahamız,

şükür aklımız kadar yetim,

aşkımız kadar bereketliyiz...

Salı, Ağustos 26, 2008

KAÇIŞ

Senaryo sadece kameranın izlediği görüntüleri birbirine ekler. Bu sebeple kısa hikayede olmaması gereken kamera teknikleri de metinde yer alıyor. Tüm olaylar yazın ve hayli sıcakta geçmektedir. Konuşma yoktur. En amele sevgilerimle.

Gameworld - Gündüz, İç
Pencerenin biraz gerisinden evin dışındaki bahçe görüntüsü, tül perdeler arasından bir ağacın pencereye uzanmış yapraklı dalları. Ev 3. veya 4. katta. Her şey sakin, kamera döner ve geniş yeknesak Danimarka işi koltukta oturan genç adamın sağ omzundan ilerler. Saçlar sıfıra vurulmuş, moda parıltılılı tişörtlerden giyiliyor. Adam playstation ile oynuyor. Kamera adamın ellerine zoom yapıyor. Hızlı, telaşlı bir şekilde oynuyor, kendini olaya kaptırmış. Kamera ellerden karşıdaki dev hdtv ekranına odaklanıyor. Adamın oynadığı bol kanlı bir oyun (mortal combat v.b.). Kamera TV ekranını odakladığında, ekran karelere bölünmeye başlıyor. Eski Türk filmi numarasıyla ekranda 4,8,12,64,x kare ve hep aynı görüntünün tekrarı. Tüm bu görüntüler bölünerek ufalıyor, ufalıyor ve giderek bir karartıya dönüşüyor.

Rescue Team - Gündüz Dış
Karartı açılırken mahalle arası çöplüğünden yükselen bir sinek bulutunun havalandığı görüyoruz. Kamera sineklerden birini takip ediyor. (Green box kullanılabilir). Sinek müstakil, tek katlı bir evin beyaz duvarına konuyor. Duvarın detayı, sineğin kanatlarının detayı. Aşağı yürür, kapıya. Bir uğultu duyuyoruz. Kepçe kapıyı yıkıyor. Kamera açılıyor evin önünde bir vinç yanıbaşında bir ambulans ve bekleyen sağlık görevlileri var. 3-4 kişi heyecanlı bir şekilde konuşuyorlar. Kapının önünde vincin kolu, vincin ucunda kurtarma için kullanılan kayışlar var. Vinç yükseldiğinde ucunda obez bir adam görüyoruz. En az 250 kiloluk bir et yığını. Kamera adamın yüzüne zoom yapıyor. Çaresizliği yüzünden okunuyor. Sağlık görevlileri portatif sedyeyi hazırlıyor. Vinç adamı sedyenin üzerine bırakıyor, ancak ağırlığı kaldıramayan sedye kırılıyor. Adam sedyenin üzerinde kalıyor, düşüşü takip eden kamera aşağıya iniyor ve toparlak et yığınları, pantalonun paçasından görünen beyazlık oradan yana ve sedyenin kenarındaki destek borusuna zoom.

Metro - Gece İç
Önceki sahnede borunun kenarından zoom yapan kamera, metronun içinde tutunma borularından birinin hemen yanında açılıyor ve aşağıya doğru iniyor. Sol tarafta oturan genç bir kadın görüyoruz. (kırmızı mini bir etek, askılı bluz ve kırmızı bağcıklı topuklu ayakkabı) kamera önce kadının yüzüne zoom yapıyor (burunda piercing v.b.) ve mimiklerinden sinirli olduğunu anlıyoruz. Kamera geri çekildiğinde ise, kadının bacak-bacak üstüne attığını ve sağ bacağını şiddetli bir şekilde salladığını görüyoruz. Bir an duruyor, çantasını açıyor, kimlik kartına bakıyor, sonra parça parça ederek yırtıyor onu. Ayağa kalkıyor ve üzerindekileri çıkarmaya başlıyor. Önce bluz (içinde sütyen yok), sonra ayakkabılarını çıkarıyor. Kadının etrafındaki kalabalık flu görünüyor, belirsizler, arasıra bu kalabalık görüntüsüne bindirilmiş olarak kanat çırpan sineklerin dokulu kanatları ve hareketi çok belirsiz olarak görülüyor. Kadın soyunmaya devam ediyor. Eteğini çıkarıp kameraya bakıyor, son olarak külodunu da çıkarıyor. Kamera asla cinsel bir imayla kadını çekmiyor sadece eylemini tarif ediyor. Çıplaklık vurgusu yok, eylemin parçalarını görüyoruz. Tren istasyona varıyor. Çırılçıplak olan kadını kamera uzaktan görür. Kadın kapıdan çıkarken peşine takılıp hemen kapının önünde kalır. Otomatik kapılar kapanır. Kapının üst bölümü camlı, alt bölümü beyaza boyalı dolu malzemeden. Kamera, kadının belirsizleşen silüetinden beyaz alana aşağı doğru zoom yapar.

We all sick bro - Gündüz İç
Beyazlıktan geri açılan kamera düz beyaz duvara tavana yakın ve paralel ilerler. Hayli yüksek bir tavanı var mekanın. Gerilerken aşağı inerek, sandalyede oturan bir adamın ense hizasına gelir. Adam kocaman bir duvarın 3-4 metre önünde oturuyor ve durmadan öne ve arkaya sallanıyor. Tehlikesiz deliler koğuşunda olduğumuzu anlamamız için kameranın daha geri çekilmesi gerekiyor. Kamera çekildikçe adamın iki yanında ve arkasında nekahat dönemi zararsız delileri görünür. Hastane kıyafetleri, ayakta dikilenler, sürekli bir mimik yapanlar v.b. Odakta hep o beyaz duvara karşı sallanan adamın sırtı giderek geri çekilirken kamera bir hemşire grubunun içine girer, artık diz hizasındadır. Ayakların arasında görüntü bulanıklaşır.

Kidnapped - Gündüz Dışarda
Kamera olduğu yerdedir, giderek netleşir ve bir caddede olduğumuzu anlarız. İş merkezlerine yakın ve kalabalık bir mekanda sabah saatlerinde işe gidenleri, gene diz hizasından çekmeye devam eder.

SON

Çekebilecek olanı bekliyor, kopirayt filan yoktur.

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

Bazı şeylerin çağrıştırdığı acıyı es geçemezsiniz.

http://youtube.com/watch?v=XgcJfYlA6d0
Ahmedo Roni ve Dar Hejiroke
http://youtube.com/watch?v=lotE-Pgsu_M

AHMEDO
Ahmedim aydınlığım
Hayran olduğum sen ne bey ne de hekimsin
Ben Allah'ın garibin gönlünde
Bir bahar yağmuru
Aylardan mayıs, nisan ne mart
Ben Allah'ın garibinin göğsünün üzerinde
Ne döküldüm ne de yağdım

Ben garibim
Yüreği özlem dolu bir garibim
Gece karanlıktır seni göremiyorum
Dediler ki erkeklerin yasının sesi
Kalmamış gelmiyor ülkede
Ben kalmayayım
Yazın sıcağında eriyip kalmayayım


DAR HEJIROKE
Dağların inciri, dağların güzeli
İncir ağacısın gam götürensin
Güllerin içindesin, güllerin içindesin
İncir ağacısın gam götürensin
Gelin, damadın yüreğidir
İncir ağacısın gam götürensin

İncirimiz karadır, güzelimiz esmerdir
İncir ağacısın gam götürensin
Gelin çok güzel ve görkemlisin
İncir ağacısın gam götürensin
Damat keyiflidir

İncir ağacısın gam götürensin
Tanrının inciri ve güzelidir
İncir ağacısın gam götürensin
Yarin bahtınadır, yarin bahtına

İncir ağacısın gam götürensin
Cizre sınırın altındadır
İncir ağacısın gam götürensin


Aklınıza kazınan bu derdi atmanın bir yolu yoktur
Ve bunca acıya niçin katlandığınızı sormak isterseniz

Nine Inch Nails, Happiness in Slavery
http://youtube.com/watch?v=5akw3rUSMV8

Yaşınızın tutması lazım...
Zamanı birbirine tutturan bu teğel görülmez, ancak his edilir...

slave screams he thinks he knows what he wants
slave screams thinks he has something to say
slave screams he hears but doesn't want to listen
slave screams he's being beat into submission

don't open your eyes you won't like what you see
the devils of truth steal the souls of the free
don't open your eyes take it from me
I have found
you can find
happiness in slavery

slave screams he spends his life learning conformity
slave screams he claims he has his own identity
slave screams he's going to cause the system to fall
slave screams but he's glad to be chained to that wall

don't open your eyes you won't like what you see
the blind have been blessed with security
don't open your eyes take it from me
I have found
you can find
happiness in slavery

I don't know what I am I don't know where I've been
human junk just words and so much skin
stick my hands through the cage of this endless routine
just some flesh caught in this big broken machine

Cumartesi, Haziran 07, 2008

Yavuz Çetin

Böyle bir adam da vardı. Çok da yetenekliydi. Orta zekalı bok akılların almayacağı kadar. Yeteneksiz alçaklar cennetinden kovuldu. Suratlarına tükürmedi, gidip atladı köprüden.
"Oyuncak dünya" dinleyin. Ne acayip, ben de Little Wings'e yıllarca kafayı takmıştım. Hala Hendrix'in yediği en iyi herzelerden biri olduğunu düşünüyorum. Baba da denemiş. Yalnız başına gidilebilecek yolu gitmiş işte.

Hakkında daha çok bilgi için.
http://fankitonki.googlepages.com/
Geç açılıyor, deneyin
Vikipedi

Pazar, Mart 23, 2008

Neden Böyle?




Arka planda Sagopa "Af Benim İşim Değil" çalıyor. Sağolasın Sagopa.

Çarşamba, Mart 05, 2008

UZUN DEHLİZ

Görünenin ikilik hesaplarını kıran bu mantığın sesi,
Arzudan kedere geçen ölümlü dalgalarda
Yıkanan yüzünü kaldır,
Nehirden çık ve aşkına bak,
Sesine bak, bu konuşan yalanlar şelalesinin uğultusunu dinle
Orada değilsin ve çok kere
Ve çoktan öldün artık
Hiç kimse bir ölü kadar
Sevemez varolmayı

Perşembe, Şubat 21, 2008

Wings for Marie,

O kadın ölüyor, o sevgilim değil, o bana yeryüzünde en çok acı çektirmiş olan kadın,
O yüreğimi keskin bir bıçakla delik deşik eden kadın, Judith Marie,
Seni affediyorum, seni anlıyorum ve affediyorum.
Bu kadar güçlüyüm işte görmeni istiyorum,
Ağlamamak için uğraşan her çocuk kadar yıldızlara baktım,
O adamı affettim, ve senin zayıflığını affettim,
Bu dünyadan çıkmak isterken bu dünyayı kapımda buldum,
Anladım, takip ettim, kaydettim, kabul ettim,
Gerçeğin peşine düştüm, geometrik şekiller ve satranç oyunları
Who are you to wave your finger?
Tekdüze sesimde ritmimi buldum,
Şamanların ağıtlarından tüm zamanlara akan oluşu
Judith Marie
Seni hep sevdim, bu dünyayı, içindeki her ölümlüyü sevdiğim gibi sevdim seni,
Annem, ilk ve son aşkım
Ölmemen için daha ne yapabilirim
Sen üzülme diye daha ne yapabilirim,

He did it all for you.

Oğlun Maynard

P.S. Tool için yazdığım bu yazıyı bana mal edecek zik kafalılar varsa
bu ziteyi terk etsinler. HEMEN...

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Eğlencelikler,



Gödel nam civanı asla pas geçmeyiniz;
[... Tutarlı biçimsel bir dizge (sistem) kurallara ve belitlere dayanıyorsa bu dizge kesinlikle karar verilemeyen (ne doğru ne de yanlış olduğu kanıtlanabilen) önermeler içerecektir. ...]

Açalım;

[... Gödel'in çağdaşı olan ünlü matematikçi Hilbert, matematikteki tüm ispatların, belli bir yöntemle, yani aksiyomatik bir sistem vasıtasıyla, elde edilebileceğini düşünüyordu ve bu doğrultuda çalışmalarına başladı. Temel aritmetikteki tüm doğruları, aksiyomlarından türetebilirse, matematikteki tüm doğruları da bu aksiyomlardan elde edebilecekti.

Gödel bunun olanaksızlığını gösterdi. Bunu kısaca şu şekilde yaptı: Bu önerme ispatlanamaz ifadesini (G) aritmetik sisteminde formülize etti. Aynı şekilde G ifadenin değilini (Bu önerme ispatlanabilir) de formülize etti. Daha sonra, G ifadesinin aritmetik olarak doğruluğu hesaplanabilirse, G ifadesinin değilinin de doğruluğunun hesaplanabileceğini gösterdi. Gödel buradan şu iki sonuca varmıştır:

  1. Elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistem tutarlı (consistent) ise eksiksiz (complete) değildir.
  2. Elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistemin tutarlılığını sistemin kendi içinden (sistemin kendi formüllerini ve işlemlerini kullanarak) ispatlamak mümkün değildir.

İşin ilginç tarafı, bu G ifadesi sistemin içine bir aksiyom olarak yerleştirilse bile, yeni bir Gödel cümlesi çıkartılabilir. Yani ne kadar aksiyom eklersek ekleyelim, böyle bir sistemde doğruluğu ya da yanlışlığı ispatlanamayacak bir Gödel cümlesi bulunacaktır. ...]

Cuma, Şubat 01, 2008

Perşembe, Ocak 31, 2008

ŞAKLABAN

Yıllar sonra, tüm hayatımı o tren istasyonunda bekleyen üzgün kadını mutlu etmek için harcadığımı farkettiğimde, bundan haberi bile olmamıştı. Zaten ben de o trene hiç binmedim...

Pazartesi, Ocak 14, 2008

KELİMELERİN HEPSİ

Hatalarımın mürekkebi
O kaygan renklerde ebesin
Geçtikçe yüzünün gülüşlü ekseninden
Bulanıyor yüzeyin
Haberin bile bile yok bu divit
Şimdi nereni çiziyor,

Kendi yokluğunun gölünde
Sonraki dalışa yüzmedesin,
Bu aydınlık,
Her yanına dağılıyor
Ve körlüğünden kaybolan yolda, sesin titriyor,
Ne yaptın bana sen, ne yaptın?

Fazlasını istiyorsun,
Uzun bir gurur takvimi,
İtaatine uyan bir kemik ilimi,
Daha bilmediğin bir cinayet hali,
Henüz kurban gitmediğin,

Gerçekliğinde seni reddecek bir sahip,
Esirliğini çıkaracak o ıslıkta esin,
Bu yaza çıkmayacak duygu yaprakları,
Yeryüzünde savaşan
Bu biçimler anıtı
İşte bu leke,
Birinin diğerine bulaştırdığı

Celladın gelecek
ve ciğerlerini sökerek havaya kaldırdığı
bu sefil yüreği seyredecek bir an
attığı çöpte fareler dahi duygu karmaşığı
kaybolduğun yerde tam değerindesin

Sahibin yakında ama,
Yüzüme yapışan bu kuru yapraklar,
Bu iyiliğimde oynaşan canavarlar olmasa,
Ellerim duman içinde,
Bakışlarım artık karanlık,
Ne zaman oldu tüm bunlar,
Hangi zamanda takılı kaldın,
Şimdide bir ana,
Aklımda öldürdüğüm kanına bulandım
Bu leke!
Yokluğuna bulandım...

[1] Ghazal - Fire
[2] Lhasa De Sela - Con Toda Palabra
[3] Baba Zula - Şu dağları sardı feryadım
[4] Menekşelendi sular, Zevki Süren

KİMİ SORARSIN

aslından hayalsin,
kendi bağından uzak,
dertlerden azadesin madem,
kimi sorarsın?
gelmeyecektir.



Cuma, Ocak 04, 2008

BÜYÜKLERE MASALLAR II
Yağmur

Çok yağmur yağıyor, herkes saklanmış, küçük bir kız sokakta yağmurdan sırılsıklam dikiliyor.
Sokağın tam orta yerinde kaldırımda çaresiz çaresiz bakarak sanki bir şey olmasını bekliyor.
Derken sokağın başından biri görünmüş, yağmurdan kaçmak için koşar gibi O'na doğru geliyormuş, kız onu durdurup -Afedersiniz, demiş bana hikayemi verir misiniz?

Adam, konuşmadan koşarak gitmiş oradan. Kızın omuzları çökmüş, zamanı unutarak ve hep aynı soruyu sorarak ne kadar beklediğini bilemez halde. Sonra biri daha görünmüş, O'na da sormuş kız -Bana hikayemi verir misiniz? Adam ona bir kağıt vermiş giderken, kız tam yazılanları okuyacakken yağmur silivermiş kağıdı. Elinde bomboş kağıtla orada dururken bir çocuk dönmüş köşeden. Kendi aklında bir çocuk, kız sormadan önünde durmuş, kız ağzını açıp aynı soruyu soracakken cebinden bir ayna çıkarmış. Aynayı kıza tutmuş, kız şaşkın akan yağmurdan bulanmış yüzünü, sanki ilk kez görmüş gibi bakmış aynaya, aynayı kızın göğsüne koymuş çocuk ve kıza sımsıkı sarılmış.
Kamera uzaklaşırken sokağın ortasında sarılmış bir kadın ve bir adam görülür, yağmur yağmaya devam eder...

Not: Kısa filmli masal da olur yapabilene...

Perşembe, Ocak 03, 2008

Büyüklere Masallar I
Karga

İki tane karga varmış şehirde yaşayan. Bunlar arkadaşmış her yere birlikte uçarlarmış. Somor, ilk karga acayip parlak şeylere meraklıymış. Yani her karga öyledir, ama bu çok betermiş. Gene böyle uçarlarken çok yukarlarda, aşağıda bi şey parıldamış.
Somor bunu görünce durur mu arkadaşına dönüp ahha çok güzel bi şey olmalı ben oraya gidiyorum demiş. O sıra boğazda yalıların tepesinden uçarlarmış. Arkadaşı aman demiş çok tehlikeli yapma, teller, köpekler, hatta bekçiler vardır. Söz dinletememiş buna, bu aşağı pike yapmış parlayan şey o sıra bi yalının balkonunda, masanın üzerindeymiş.
Hafta sonu bi öğlen vakti, adam kadına bir hediye almış, adamın 4. metresiymiş kadın.
Kadın halinden mutlu, yalının kendisine miras kalacağından emin, azar azar veririm, herifi de idare ediyorum daha ne diyormuş içinden. Çok güzel bir kadınmış, çok alımlı çok ince, ve çok alçak.
Adamın kadına aldığı hediyeymiş parlayan, güzel bir elmas bileklik.
Kutusunda ışıl ışıl dururken, bunlar içeri gitmişler, adam ödülünü almak istermiş tabi kısadan.
Karga balkon demirlerinden, seyretmiş bu olanları, ikisi iyice dalmışlarken uçup bilekliği kapmış.
Doğruca yuvasının yolunu tutmuş, birisi elinden alacak diye korka korka. Yuvası parlak nesnelerle doluymuş elbet. Aliminyum folyolar, parlak rozetler, gazoz kapakları, bi ton kıvır zıvır. Bu yeni ganimetini hepsinin en üstüne koymuş, iç geçirmiş, bakıp bakıp gagasıyla sevmiş
Niye uçmaya başladıklarını hatırlamış, açlıklarından...
Tekrar yuvadan çıkıp bu sefer ters yöne uçmaya başlamış.
Tam gökyüzünde hayli yüksek bir yerden uçarken, aşağıdan anlatılmaz bir aydınlık görmüş.
Dehşetli bir aydınlık, o kadar güzel bir ışık görmüş ki, daha havada aşık olmuş bu pırıltıya.
Engellenemez içgüdü işte, doğruca aşağı yollanmış, bir mahallenin sokak arasından geliyormuş ışık. Sokakta sadece bir kız çocuğu varmış, kaldırımın kenarında oturmuş hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş. Karga ağaçtan inip zıplaya zıplaya yanına yaklaşmış kızın.
İşte tam o ara kızın gözlerinden gene yaş gelmiş ve güneşle ışık dolmuş, aşağı doğru süzülen yaşı gören karga zıp zıp iyice yaklaşmış kıza, başını bi o tarafa bi bu tarafa sallayarak.
Bu aydınlığın sahibi olamayacağı bir şey olduğunu sezmiş çünkü.
Kızın elinin yanına kadar gelmiş, kız o zaman onu farketmiş, dizlerinden biri hafiften kanıyor, ilerde 3 tekerlekli bisikletli yatıyor.
Ağlayarak ve burnunu çekerek kargaya demiş ki:
- Niye canım yanıyor...
Nina Simone Fucks Feelings...





Ne diyor:
- Aşk duyguları, bunu biliyor musunuz?
Alkışlar,
- Tamam, şimdi bir robot gibi hep beraber şunu yapıyoruz, du di mi ro ve bu, aşk hakkında unuttuğumuz duygularımızı bize hatırlatacak siz de bana yardım edeceksiniz değil mi?
Şarkı sürerken,
- Hay lanet olası, böyle bir şarkı yazmak ne kadar utanç verici biliyor musunuz?
Feelings... - adamla dalga geçmeye çalışmıyorum (şarkıyı yapana diyor) ve fakat istenen besteyi üretecek koşulların böyle bir şarkıya yol açacağına inanmıyorum.
- Ey, haydi millet alkışlayın neyiniz var böyle?
Sonra bu alelade boktan şarkıdan gerçek bir aşk şarkısı yapar...

Salı, Ocak 01, 2008

There is no safety Zone





Size yatağınızda, uyuyorken saldıracaklar!
Sizi evlerinizden alıp kaçıracaklar!
Sizi güzel spor arabalarınızdan çıkarıp, alacaklar!
Hiç kaçarı yok!
Bu lanet olası vadide, kaçacak yer yok!
Burada avazım çıktığı kadar bağırıyorum!
Mohave Çölü'ne, daha da ötesine!
Bestrov'un ötesine sesleniyorum!
Arizona'ya kadar bütün vadiye!
Buralarda hiçbir yer, güvenli olmayacak!
Güvenli hiçbir yer kalmayacak!

Perşembe, Kasım 22, 2007

Blue Velvet,
David Lynch'i anlaşılmaz bulanlar için kılavuz bölüm I

Parçalar;
Bahçe hortumla kaza - böceklere geçiş - ölüm, çürüme
Lumberton'a hoşgeldiniz - kütükler diyarı USA, direk dalga geçmece çıkarın motorlu testereleri
Kulak bulunuyor, eleman en büyük dilli bir eski arkadaşını hatırlıyor
Kadının dairesine girmek istediğini anlattığı sahne Arlenes'deler. Elemanın sol kulağında bir küpe var
Birbirine biçim olarak gayet iyi uyan iki tip kızla oğlan, havalı arabalı dükkan sahibi gelecek vaadeden oğlumuz
Eleman Derin bir nehre dalar, Deep River apartumanları
Cızırdayan neon mevzuunu seviyor dallama, her yerde
Yediler, yedi zkide ne? 7. cadde slow club, deep river apt.
Gizli reklam Heineken
Şarkıdan olaya geçiş, herşey mavi aney, mavi belirsiz şehvetli, iktidarsız şiddetin kör gözleridir
Röntgenin güzelliği ve ödeşme, get undressed, David herhal bu sahnede aceyip fena olmuştur, hehe
Marki de sade, iktidarsızlık, şiddet, haplı kafa, Frank
Arabadalar kızla; Orta zekalı halka garip gelen dünya, -Niye bu dünyada Frankler varki
Heineken ana sponsor
Arabadalar gene; Bir yanda sarışın nar bülbülleri ve mavi köşede gizemli esmer döv beni kuytuları
Frank ve adamları olayı bastılar; Mekan this is it, yolun sonuna gidiyorlar
Hahaha Frank arabada bizim oğlana halleniyor, oksijeni taktı
Kimyasallardaki kudret, Frank konuşuyor, in dreams forever, rüyalarımda benimsin
Mavi kadifeyle ağız silmece, David Abi direk ibne, mum söndü ayini
Oğlumuz uyanır, zopalandı, hiç bir şeyi göstermeyen salak tabelelar, sanki bir yön varmış gibi yapmak için, Meadow Lane
Oğlumuz anılarını düşünüyor, esmer gacı ona vur bana demişti, şiddetten sekse seksek olayları
Uh oh esmer ve sarışın aşklar karşılaştı, üstün olan çıplak
Telefonla konuşma, sarışın kızımız konuşuyor; -Nerede benim düşüm, ona gerçekler girdi, arzu ettiğin meleklerden ve nar bülbüllerinden önce

Akıl fikir salaklıkları;
1. Bizim esmer kari, cıscıbıl birden oğlanın evinin bahçesinde biter.
2. Telefon etmek için oğlanın evi yerine merasimle kızın evine gidilir.
3. Oğlan Dorothy'nin evine tekrar gider, iki elemanı ölü görür, aşağı inerken çantalı eleman görünür, başka bir katın kapısından
girmeyi akıl etmez. Öküzüm doğruca kadının dairesine kaçar.
4. Bıyıklı kılık değiştirmiş Frank, ne skime bunu yapmıştır. Gerekli değil.

Entel dantel yan fikirler;
Birileri muhtemel böyle şeyler sıçmıştır daha önce.
1. Gayri meşru dünyanın, orta sınıf insanlarının sıradan hayatlarının da içinde olduğunu ve aralarındaki ilişkinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı
2. Aşkın her şeye rağmen eldeğmemiş bir sarışın melek olduğunu şiirsel bir dille anlatmıştır.
3. Gerçek bir final kurgusu, aşkın gücü böcükleri yer. Şimdi mutluyum ama hala o mavi kadifeyi görebiliyorum gözyaşlarımın arasında.

Ana fikir;
Bana sorulacak olsa, David Lynch başroldeki yumurta gibi oğlanla uzun süre görüşebilmek için aha bu filmi yapmıştır.
Hikaye içine şiddet, aşk, gizem, kan, ölüm, şehvet katılarak hazırlanmış, 200 gram hapla rafine edilmiştir. Bunlar, maviyle aydınlanmış ilişkilerin içindeki tutarsızlık, karşılıklı anlama hataları, dengesizlik, güçsüzlük, iktidar hastalığı yada iktidarsızlık, arada öten nar bülbülleri ve yeraltında kaynaşan böcekler kadar basit birer simgedirler. Sonu hiç bir yere varmayan, ölümle yaşam arasındaki bu aşk kadar gudik bir sonsuzluk içinde bizi karşılayabilirler. Meadow Lane tabelasından sonra kuzeye gidilebilir belki, olmadı batıya. Ve bu arada gözünüz her an morarabilir, bir kadın sizden onu öldürmenizi isteyebilir, dikkatli olmak lazım.

Bu arada akıllıca bir manevra ile işin ruhunu görüntüden sese aktarmak için David Abi,
Angelo Badalamenti ilen barabar çalışıyor ve sözleri yazıyor, filmin sonunda ortaya çıkan
şarkı Mysteries of Love'un sözleri aşağıda;

Sometimes a wind blows
and you and I
float
in love
and kiss
forever
in a darkness
and the mysteries
of love
come clear
and dance
in light
in you
in me
and show
that we
are Love

Sometimes a wind blows
and the mysteries of love
come clear

Bazen bir rüzgar eser
Ve aşkın gizemleri
Açığa çıkar

Film müzikleri; Sözler, komplesi daha iyi kaynakça bilenler yoruma yazsınlar..

Pazar, Kasım 11, 2007

Yüreğim sökülüyor

Olanların görünmez dengesini sezen iç sesimle oturmuş bira içiyoruz gene bir ölümlü dünya pazarı. Dedi ki, yüreğim sökülüyor.

Cuma, Ekim 26, 2007

Hasta

Sabaha karşı nöbetçi doktoru uynadırdıklarında hiç hoşuna gitmedi. Genellikle tehlikesiz şizofrenlerin bulunduğu 3. kata inerken hastabakıcıya -Bu sefer ne olmuş diye sordu.

*********

Birinin kalpleri ellerinde, güzel gülüşlerle bir kan denizinde yüzerek yaklaşıyorlar, yeteneklerden, en ve boyun muammen bedele oranından, eskide kalan asaletli hayatlarındaki aristokrat kıvrımlardan, ne ince, ne hoşgörülü birer yılanbalığı olduklarından bahsediyorlar, beyin zarına işleyen dırdırlarında boğulmuş ve artık anlattıklarının silik bir silüeti gibi alkolde yıkanarak sızıyorlar sabaha ve geceye ve sabaha. Çocukluğumuzda kırılan bardakları kimse onaramıyor, o su bir daha asla aynı şekilde içilemiyor, tez ve antitezin mutlak gücüne inansak da bu kırılmış oyuncaklardan çıkan tedirgin sesi susturmanın bir yolunu bulsak. Konunun basit özünü anlamak için üretim şekilleri açısından ekmeğin arasına konan uskumruyu incelediğimizde, dibinde birinin ötekini öldürme gücünü görüyoruz ve şaşkınlıkla aynı gücün onu yaratabilme gücü olduğunu da ve bunları nasıl birbirinden ayıracak bir ultra modern filtre yapabiliriz ki şu an cemaziyulevvel 2007 ve hala körlüğünden şüphe edilmez bu yığma cemaatin yer yer bir şarkıcının memeleri üzerine, yer yer bir papazın üçlediği Kabbalacı çıkmazlar üzerine boşalttığı kan ter ve irini seyretmedeyiz. Çoğalamıyoruz, asla çok olmayacağız ve daima taşlanarak recm edileceğiz. Bunu neden ben düşünemiyorum diyen öfkeyle yerden koparılmış taşın kutsadığı kardeşleriz biz. Biz kimiz? Biz kılıç taşıyanlarız, biz papağanların sıkıcı ahlakını cehenneme gönderenleriz, biz bütün biçimlerinden arınmış aşkın peşinde olanlarız. Hyperborea serinliğinde bir avuç macera severiz ve şüphesiz konakladığımız yüksek yaylalarda çok az ölümlü yaşayabiliyor. Payelerimiz yoktur, rütbelerimiz yoktur, hepimiz eşitiz, hepimiz kardeşiz. Babalarımız bize bir bataklık hediye etmişti ama oradan yükselebilen aklımızın iplerini bağlamayı unuttular, sadece keskin aklın durdurulamaz gücüyle hayatta kalıyoruz, bize ancak ışığıyla yol gösteren öncekilerin cılız sesini dinliyoruz. Kaçan ise henüz özgür değildir, çünkü kendisinden kaçtığı ile koşulludur. Kimse aklımızı bulandıramaz, kimse bizi yolumuzdan döndüremez, her kurduğumuz sistemin zayıf noktasını ellerimizle öldürdük, çizdiğimiz her çemberi uzaktan seyredenleriz, dışardan sert ve mağrur, içerden merhametliyiz. Çünkü anlam usun kendisidir. Tüm insan hallerini geride bırakarak bu yaylada konaklıyoruz. Şimdi doğduğumuz yerden bu kadar ırak ve kendimize bu kadar yakınız, yoldaki hedefin de, yolun da farkındayız. Doğa, insan için yalnızca dönüştürmesi gereken bir başlangıç noktasıdır. İşaretlerle anlaşıyoruz, birbirimizi gördüğümüzde gözlerden çıkan o kısa şimşekle aydınlanan selamlaşmamız kısa sürüyor. Çoğumuzu tarih boyu katlettiler, saklanabilenler, asla yazmadılar, konuşarak aktardılar. Biz gerçeğin peşindeyiz, mürit değiliz, kul değiliz, kimseyi ikna etmek için upuzun kurallar bırakmadık. Döngüyü seyrediyoruz, içinden savrulup çıktığımız her noktasında onları seyrediyor ve tekrar bir yol sunuyoruz, apaçık görülmeyen ve akılla örülmüş çok zor bir yol. De te fabula narratur (1).

***********

- Bizimki gene sayıklamaya başladı, durmadan konuşuyor, duvara doğru ileri geri sallanıyor doktor bey.
- İlaçlarını alıyor mu?
- Kontrol ettik, hepsini de alıyor ama nasıl oluyor anlamadık doktor bey.
- Bir ayda bu kaçıncı yahu.

***********

Yalancı ve ikiyüzlü kurallar koyarak güçlü olanın tüm hakları kazandığı bu oyunu görüyoruz. Birlikte yaşamak zorunda olanların elinden alınan kardeşlik duygusunun yerine konan bu çer çöpü görüyoruz, ömür boyu devletsiz, silahsız ve evsiz olarak yürümeye devam edeceğiz. Güçlü olmadığımız için değil, tam tersi olduğu için öteki yanağımızı uzatıyoruz, birini tek bir kelimenin öldürebileceğini görerek susuyoruz, artık susuyoruz.

***********

Doktor hastayla konuşmayı denedi, gençliğinde Lacan bile okumuş, psikiyatri ilmiyle hayli uğraşmış biriydi, ancak birisi, hele bir hasta, onu dinlemedi mi adeta çıldırıyordu. Tek bir derdi vardı önemsenmek, buna uymayanlar için yapılacaklar belliydi. 06 Mayıs 2007 de akşam üstü hastaya kısmi lobotomi yapıldı.

Ekler

(1) http://www.korotonomedya.net

Pazar, Temmuz 15, 2007

MAHVEDERİZ



- Homur, homur, bu şerefsiz gavurlar da kim oluyor, mahvederiz,
- Türk finans dünyasının %50'si ele geçmiş olabilir, artık parayı onlar kontrol ediyor olabilir, ama olsun, bir Türk dünyaya bedeldir,
- Bu dinsizler imana gelsinler önce, Allahsızlar,
- Ne dimek onların Aynştaynı, Hegel'i, Firoydu varsa bizim de Minyeli Abdullah'ımız, H. Kahraman'ımız var, kıyas kabul etmez tevbe haşa,
- Zamanında çok ileri gitmiş medeniyetiz, varsın 300 yıl ilerlesinler, iman gücüyle evelallah...
- Her yere Türk bayrağı diktik, daha ne olsun, bayrak diktikçe kaybettiğimiz onca işletme, onca kaynağın ne önemi var. Biz liberal demokrat muhafazakarız. Dünya bizimkiş gibi karışım görmedi.

Ah be Ulus, biz kaldık burada hoca, ne yapacağız?

Pazartesi, Temmuz 09, 2007

MÜZİK

Yeryüzünü daha uzaklara bağlayan ve süzülerek kısa bir an anlamamıza yarayan, artık tonların birbirini takibi olmayan, dizilerin, notaların her yerinden keskin matematik çıkan seslerin cehenneme gittiği bir saflık olarak beliren o şeyi siz de gördünüz mü bilemiyorum...
Akışkan bir yükselme, sıradan sinirli yüreğin unutulduğu, acının, nefretin bu insana ait şeylerin defolup yerini hiç bilinmeyen, sanki çok derin bir kaynaktan akan o yepyeni sezgiye bıraktığı an...

Dehşetli bir şey...

Döngü, kırılan zincirden fırlayan keskin bir tını sağ kulağımda patlayarak arkaya doğru yankılanan piyanonun, havayı titreştirerek yaran kısık sesi içinde koyu karanlıkta, kavramlarla, vücuduyla, komşusuyla, deneylerle başı zorda olan insanın bunca araya giren zorlukta anlatamayacağı en özüne ait bu mırıltının, kulakların değil yüreğin ve aklın değil, üzerimizde asılı bir ışıklı alanın içinde havayı titreştirerek katlanan ve her yöne kıvrımlanan izlerinin ardında bitmesin bu an, aslında bunca kısa ama ne uzun bir anlayışın içinden ancak bir hayaleti hissetmek olmalı şarkının adı dediğimde sadece 10 saniye çalmıştım zamanı..

Yardım edenler;
Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart
Pink Floyd