Çarşamba, Temmuz 16, 2008

Bazı şeylerin çağrıştırdığı acıyı es geçemezsiniz.

http://youtube.com/watch?v=XgcJfYlA6d0
Ahmedo Roni ve Dar Hejiroke
http://youtube.com/watch?v=lotE-Pgsu_M

AHMEDO
Ahmedim aydınlığım
Hayran olduğum sen ne bey ne de hekimsin
Ben Allah'ın garibin gönlünde
Bir bahar yağmuru
Aylardan mayıs, nisan ne mart
Ben Allah'ın garibinin göğsünün üzerinde
Ne döküldüm ne de yağdım

Ben garibim
Yüreği özlem dolu bir garibim
Gece karanlıktır seni göremiyorum
Dediler ki erkeklerin yasının sesi
Kalmamış gelmiyor ülkede
Ben kalmayayım
Yazın sıcağında eriyip kalmayayım


DAR HEJIROKE
Dağların inciri, dağların güzeli
İncir ağacısın gam götürensin
Güllerin içindesin, güllerin içindesin
İncir ağacısın gam götürensin
Gelin, damadın yüreğidir
İncir ağacısın gam götürensin

İncirimiz karadır, güzelimiz esmerdir
İncir ağacısın gam götürensin
Gelin çok güzel ve görkemlisin
İncir ağacısın gam götürensin
Damat keyiflidir

İncir ağacısın gam götürensin
Tanrının inciri ve güzelidir
İncir ağacısın gam götürensin
Yarin bahtınadır, yarin bahtına

İncir ağacısın gam götürensin
Cizre sınırın altındadır
İncir ağacısın gam götürensin


Aklınıza kazınan bu derdi atmanın bir yolu yoktur
Ve bunca acıya niçin katlandığınızı sormak isterseniz

Nine Inch Nails, Happiness in Slavery
http://youtube.com/watch?v=5akw3rUSMV8

Yaşınızın tutması lazım...
Zamanı birbirine tutturan bu teğel görülmez, ancak his edilir...

slave screams he thinks he knows what he wants
slave screams thinks he has something to say
slave screams he hears but doesn't want to listen
slave screams he's being beat into submission

don't open your eyes you won't like what you see
the devils of truth steal the souls of the free
don't open your eyes take it from me
I have found
you can find
happiness in slavery

slave screams he spends his life learning conformity
slave screams he claims he has his own identity
slave screams he's going to cause the system to fall
slave screams but he's glad to be chained to that wall

don't open your eyes you won't like what you see
the blind have been blessed with security
don't open your eyes take it from me
I have found
you can find
happiness in slavery

I don't know what I am I don't know where I've been
human junk just words and so much skin
stick my hands through the cage of this endless routine
just some flesh caught in this big broken machine

Cumartesi, Haziran 07, 2008

Yavuz Çetin

Böyle bir adam da vardı. Çok da yetenekliydi. Orta zekalı bok akılların almayacağı kadar. Yeteneksiz alçaklar cennetinden kovuldu. Suratlarına tükürmedi, gidip atladı köprüden.
"Oyuncak dünya" dinleyin. Ne acayip, ben de Little Wings'e yıllarca kafayı takmıştım. Hala Hendrix'in yediği en iyi herzelerden biri olduğunu düşünüyorum. Baba da denemiş. Yalnız başına gidilebilecek yolu gitmiş işte.

Hakkında daha çok bilgi için.
http://fankitonki.googlepages.com/
Geç açılıyor, deneyin
Vikipedi

Pazar, Mart 23, 2008

Neden Böyle?




Arka planda Sagopa "Af Benim İşim Değil" çalıyor. Sağolasın Sagopa.

Çarşamba, Mart 12, 2008

Nerdeyiz?

Offret, Andrei Tarkovsky
The Holy Mountain, Jodorowsy
Moskovskaya Elegiya - Tarkovsky hakkında belgesel

Elinde Mirror ve/ya Nostalgia olanlar haber etsin.

Çarşamba, Mart 05, 2008

UZUN DEHLİZ

Görünenin ikilik hesaplarını kıran bu mantığın sesi,
Arzudan kedere geçen ölümlü dalgalarda
Yıkanan yüzünü kaldır,
Nehirden çık ve aşkına bak,
Sesine bak, bu konuşan yalanlar şelalesinin uğultusunu dinle
Orada değilsin ve çok kere
Ve çoktan öldün artık
Hiç kimse bir ölü kadar
Sevemez varolmayı

Perşembe, Şubat 21, 2008

Wings for Marie,

O kadın ölüyor, o sevgilim değil, o bana yeryüzünde en çok acı çektirmiş olan kadın,
O yüreğimi keskin bir bıçakla delik deşik eden kadın, Judith Marie,
Seni affediyorum, seni anlıyorum ve affediyorum.
Bu kadar güçlüyüm işte görmeni istiyorum,
Ağlamamak için uğraşan her çocuk kadar yıldızlara baktım,
O adamı affettim, ve senin zayıflığını affettim,
Bu dünyadan çıkmak isterken bu dünyayı kapımda buldum,
Anladım, takip ettim, kaydettim, kabul ettim,
Gerçeğin peşine düştüm, geometrik şekiller ve satranç oyunları
Who are you to wave your finger?
Tekdüze sesimde ritmimi buldum,
Şamanların ağıtlarından tüm zamanlara akan oluşu
Judith Marie
Seni hep sevdim, bu dünyayı, içindeki her ölümlüyü sevdiğim gibi sevdim seni,
Annem, ilk ve son aşkım
Ölmemen için daha ne yapabilirim
Sen üzülme diye daha ne yapabilirim,

He did it all for you.

Oğlun Maynard

P.S. Tool için yazdığım bu yazıyı bana mal edecek zik kafalılar varsa
bu ziteyi terk etsinler. HEMEN...

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Eğlencelikler,



Gödel nam civanı asla pas geçmeyiniz;
[... Tutarlı biçimsel bir dizge (sistem) kurallara ve belitlere dayanıyorsa bu dizge kesinlikle karar verilemeyen (ne doğru ne de yanlış olduğu kanıtlanabilen) önermeler içerecektir. ...]

Açalım;

[... Gödel'in çağdaşı olan ünlü matematikçi Hilbert, matematikteki tüm ispatların, belli bir yöntemle, yani aksiyomatik bir sistem vasıtasıyla, elde edilebileceğini düşünüyordu ve bu doğrultuda çalışmalarına başladı. Temel aritmetikteki tüm doğruları, aksiyomlarından türetebilirse, matematikteki tüm doğruları da bu aksiyomlardan elde edebilecekti.

Gödel bunun olanaksızlığını gösterdi. Bunu kısaca şu şekilde yaptı: Bu önerme ispatlanamaz ifadesini (G) aritmetik sisteminde formülize etti. Aynı şekilde G ifadenin değilini (Bu önerme ispatlanabilir) de formülize etti. Daha sonra, G ifadesinin aritmetik olarak doğruluğu hesaplanabilirse, G ifadesinin değilinin de doğruluğunun hesaplanabileceğini gösterdi. Gödel buradan şu iki sonuca varmıştır:

  1. Elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistem tutarlı (consistent) ise eksiksiz (complete) değildir.
  2. Elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistemin tutarlılığını sistemin kendi içinden (sistemin kendi formüllerini ve işlemlerini kullanarak) ispatlamak mümkün değildir.

İşin ilginç tarafı, bu G ifadesi sistemin içine bir aksiyom olarak yerleştirilse bile, yeni bir Gödel cümlesi çıkartılabilir. Yani ne kadar aksiyom eklersek ekleyelim, böyle bir sistemde doğruluğu ya da yanlışlığı ispatlanamayacak bir Gödel cümlesi bulunacaktır. ...]

Cuma, Şubat 01, 2008

İz Sürücü

Ben "yol"dayım ve siz hep "gerçek"te kalacaksınız...

Perşembe, Ocak 31, 2008

ŞAKLABAN

Yıllar sonra, tüm hayatımı o tren istasyonunda bekleyen üzgün kadını mutlu etmek için harcadığımı farkettiğimde, bundan haberi bile olmamıştı. Zaten ben de o trene hiç binmedim...

Perşembe, Ocak 24, 2008

Swing





Romence, Yahudi dilinde ve Arapça olan sözler

Fransızca alt yazılı hali

[.. Yürek aşkı...
...aydınlatmaz.
Aşk tarafından...
...yönetilmez.
Oradaki gizem...
...anlaşılamaz. ...]

Pazartesi, Ocak 14, 2008

KELİMELERİN HEPSİ

Hatalarımın mürekkebi
O kaygan renklerde ebesin
Geçtikçe yüzünün gülüşlü ekseninden
Bulanıyor yüzeyin
Haberin bile bile yok bu divit
Şimdi nereni çiziyor,

Kendi yokluğunun gölünde
Sonraki dalışa yüzmedesin,
Bu aydınlık,
Her yanına dağılıyor
Ve körlüğünden kaybolan yolda, sesin titriyor,
Ne yaptın bana sen, ne yaptın?

Fazlasını istiyorsun,
Uzun bir gurur takvimi,
İtaatine uyan bir kemik ilimi,
Daha bilmediğin bir cinayet hali,
Henüz kurban gitmediğin,

Gerçekliğinde seni reddecek bir sahip,
Esirliğini çıkaracak o ıslıkta esin,
Bu yaza çıkmayacak duygu yaprakları,
Yeryüzünde savaşan
Bu biçimler anıtı
İşte bu leke,
Birinin diğerine bulaştırdığı

Celladın gelecek
ve ciğerlerini sökerek havaya kaldırdığı
bu sefil yüreği seyredecek bir an
attığı çöpte fareler dahi duygu karmaşığı
kaybolduğun yerde tam değerindesin

Sahibin yakında ama,
Yüzüme yapışan bu kuru yapraklar,
Bu iyiliğimde oynaşan canavarlar olmasa,
Ellerim duman içinde,
Bakışlarım artık karanlık,
Ne zaman oldu tüm bunlar,
Hangi zamanda takılı kaldın,
Şimdide bir ana,
Aklımda öldürdüğüm kanına bulandım
Bu leke!
Yokluğuna bulandım...

[1] Ghazal - Fire
[2] Lhasa De Sela - Con Toda Palabra
[3] Baba Zula - Şu dağları sardı feryadım
[4] Menekşelendi sular, Zevki Süren

KİMİ SORARSIN

aslından hayalsin,
kendi bağından uzak,
dertlerden azadesin madem,
kimi sorarsın?
gelmeyecektir.



Cuma, Ocak 04, 2008

BÜYÜKLERE MASALLAR II
Yağmur

Çok yağmur yağıyor, herkes saklanmış, küçük bir kız sokakta yağmurdan sırılsıklam dikiliyor.
Sokağın tam orta yerinde kaldırımda çaresiz çaresiz bakarak sanki bir şey olmasını bekliyor.
Derken sokağın başından biri görünmüş, yağmurdan kaçmak için koşar gibi O'na doğru geliyormuş, kız onu durdurup -Afedersiniz, demiş bana hikayemi verir misiniz?

Adam, konuşmadan koşarak gitmiş oradan. Kızın omuzları çökmüş, zamanı unutarak ve hep aynı soruyu sorarak ne kadar beklediğini bilemez halde. Sonra biri daha görünmüş, O'na da sormuş kız -Bana hikayemi verir misiniz? Adam ona bir kağıt vermiş giderken, kız tam yazılanları okuyacakken yağmur silivermiş kağıdı. Elinde bomboş kağıtla orada dururken bir çocuk dönmüş köşeden. Kendi aklında bir çocuk, kız sormadan önünde durmuş, kız ağzını açıp aynı soruyu soracakken cebinden bir ayna çıkarmış. Aynayı kıza tutmuş, kız şaşkın akan yağmurdan bulanmış yüzünü, sanki ilk kez görmüş gibi bakmış aynaya, aynayı kızın göğsüne koymuş çocuk ve kıza sımsıkı sarılmış.
Kamera uzaklaşırken sokağın ortasında sarılmış bir kadın ve bir adam görülür, yağmur yağmaya devam eder...

Not: Kısa filmli masal da olur yapabilene...

Perşembe, Ocak 03, 2008

Büyüklere Masallar I
Karga

İki tane karga varmış şehirde yaşayan. Bunlar arkadaşmış her yere birlikte uçarlarmış. Somor, ilk karga acayip parlak şeylere meraklıymış. Yani her karga öyledir, ama bu çok betermiş. Gene böyle uçarlarken çok yukarlarda, aşağıda bi şey parıldamış.
Somor bunu görünce durur mu arkadaşına dönüp ahha çok güzel bi şey olmalı ben oraya gidiyorum demiş. O sıra boğazda yalıların tepesinden uçarlarmış. Arkadaşı aman demiş çok tehlikeli yapma, teller, köpekler, hatta bekçiler vardır. Söz dinletememiş buna, bu aşağı pike yapmış parlayan şey o sıra bi yalının balkonunda, masanın üzerindeymiş.
Hafta sonu bi öğlen vakti, adam kadına bir hediye almış, adamın 4. metresiymiş kadın.
Kadın halinden mutlu, yalının kendisine miras kalacağından emin, azar azar veririm, herifi de idare ediyorum daha ne diyormuş içinden. Çok güzel bir kadınmış, çok alımlı çok ince, ve çok alçak.
Adamın kadına aldığı hediyeymiş parlayan, güzel bir elmas bileklik.
Kutusunda ışıl ışıl dururken, bunlar içeri gitmişler, adam ödülünü almak istermiş tabi kısadan.
Karga balkon demirlerinden, seyretmiş bu olanları, ikisi iyice dalmışlarken uçup bilekliği kapmış.
Doğruca yuvasının yolunu tutmuş, birisi elinden alacak diye korka korka. Yuvası parlak nesnelerle doluymuş elbet. Aliminyum folyolar, parlak rozetler, gazoz kapakları, bi ton kıvır zıvır. Bu yeni ganimetini hepsinin en üstüne koymuş, iç geçirmiş, bakıp bakıp gagasıyla sevmiş
Niye uçmaya başladıklarını hatırlamış, açlıklarından...
Tekrar yuvadan çıkıp bu sefer ters yöne uçmaya başlamış.
Tam gökyüzünde hayli yüksek bir yerden uçarken, aşağıdan anlatılmaz bir aydınlık görmüş.
Dehşetli bir aydınlık, o kadar güzel bir ışık görmüş ki, daha havada aşık olmuş bu pırıltıya.
Engellenemez içgüdü işte, doğruca aşağı yollanmış, bir mahallenin sokak arasından geliyormuş ışık. Sokakta sadece bir kız çocuğu varmış, kaldırımın kenarında oturmuş hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş. Karga ağaçtan inip zıplaya zıplaya yanına yaklaşmış kızın.
İşte tam o ara kızın gözlerinden gene yaş gelmiş ve güneşle ışık dolmuş, aşağı doğru süzülen yaşı gören karga zıp zıp iyice yaklaşmış kıza, başını bi o tarafa bi bu tarafa sallayarak.
Bu aydınlığın sahibi olamayacağı bir şey olduğunu sezmiş çünkü.
Kızın elinin yanına kadar gelmiş, kız o zaman onu farketmiş, dizlerinden biri hafiften kanıyor, ilerde 3 tekerlekli bisikletli yatıyor.
Ağlayarak ve burnunu çekerek kargaya demiş ki:
- Niye canım yanıyor...

Nina Simone Fucks Feelings...





Ne diyor:
- Aşk duyguları, bunu biliyor musunuz?
Alkışlar,
- Tamam, şimdi bir robot gibi hep beraber şunu yapıyoruz, du di mi ro ve bu, aşk hakkında unuttuğumuz duygularımızı bize hatırlatacak siz de bana yardım edeceksiniz değil mi?
Şarkı sürerken,
- Hay lanet olası, böyle bir şarkı yazmak ne kadar utanç verici biliyor musunuz?
Feelings... - adamla dalga geçmeye çalışmıyorum (şarkıyı yapana diyor) ve fakat istenen besteyi üretecek koşulların böyle bir şarkıya yol açacağına inanmıyorum.
- Ey, haydi millet alkışlayın neyiniz var böyle?
Sonra bu alelade boktan şarkıdan gerçek bir aşk şarkısı yapar...

Salı, Ocak 01, 2008

There is no safety Zone



Size yatağınızda, uyuyorken saldıracaklar!
Sizi evlerinizden alıp kaçıracaklar!
Sizi güzel spor arabalarınızdan çıkarıp, alacaklar!
Hiç kaçarı yok!
Bu lanet olası vadide, kaçacak yer yok!
Burada avazım çıktığı kadar bağırıyorum!
Mohave Çölü'ne, daha da ötesine!
Bestrov'un ötesine sesleniyorum!
Arizona'ya kadar bütün vadiye!
Buralarda hiçbir yer, güvenli olmayacak!
Güvenli hiçbir yer kalmayacak!

Perşembe, Kasım 22, 2007

Blue Velvet,
David Lynch'i anlaşılmaz bulanlar için kılavuz bölüm I

Parçalar;
Bahçe hortumla kaza - böceklere geçiş - ölüm, çürüme
Lumberton'a hoşgeldiniz - kütükler diyarı USA, direk dalga geçmece çıkarın motorlu testereleri
Kulak bulunuyor, eleman en büyük dilli bir eski arkadaşını hatırlıyor
Kadının dairesine girmek istediğini anlattığı sahne Arlenes'deler. Elemanın sol kulağında bir küpe var
Birbirine biçim olarak gayet iyi uyan iki tip kızla oğlan, havalı arabalı dükkan sahibi gelecek vaadeden oğlumuz
Eleman Derin bir nehre dalar, Deep River apartumanları
Cızırdayan neon mevzuunu seviyor dallama, her yerde
Yediler, yedi zkide ne? 7. cadde slow club, deep river apt.
Gizli reklam Heineken
Şarkıdan olaya geçiş, herşey mavi aney, mavi belirsiz şehvetli, iktidarsız şiddetin kör gözleridir
Röntgenin güzelliği ve ödeşme, get undressed, David herhal bu sahnede aceyip fena olmuştur, hehe
Marki de sade, iktidarsızlık, şiddet, haplı kafa, Frank
Arabadalar kızla; Orta zekalı halka garip gelen dünya, -Niye bu dünyada Frankler varki
Heineken ana sponsor
Arabadalar gene; Bir yanda sarışın nar bülbülleri ve mavi köşede gizemli esmer döv beni kuytuları
Frank ve adamları olayı bastılar; Mekan this is it, yolun sonuna gidiyorlar
Hahaha Frank arabada bizim oğlana halleniyor, oksijeni taktı
Kimyasallardaki kudret, Frank konuşuyor, in dreams forever, rüyalarımda benimsin
Mavi kadifeyle ağız silmece, David Abi direk ibne, mum söndü ayini
Oğlumuz uyanır, zopalandı, hiç bir şeyi göstermeyen salak tabelelar, sanki bir yön varmış gibi yapmak için, Meadow Lane
Oğlumuz anılarını düşünüyor, esmer gacı ona vur bana demişti, şiddetten sekse seksek olayları
Uh oh esmer ve sarışın aşklar karşılaştı, üstün olan çıplak
Telefonla konuşma, sarışın kızımız konuşuyor; -Nerede benim düşüm, ona gerçekler girdi, arzu ettiğin meleklerden ve nar bülbüllerinden önce

Akıl fikir salaklıkları;
1. Bizim esmer kari, cıscıbıl birden oğlanın evinin bahçesinde biter.
2. Telefon etmek için oğlanın evi yerine merasimle kızın evine gidilir.
3. Oğlan Dorothy'nin evine tekrar gider, iki elemanı ölü görür, aşağı inerken çantalı eleman görünür, başka bir katın kapısından
girmeyi akıl etmez. Öküzüm doğruca kadının dairesine kaçar.
4. Bıyıklı kılık değiştirmiş Frank, ne skime bunu yapmıştır. Gerekli değil.

Entel dantel yan fikirler;
Birileri muhtemel böyle şeyler sıçmıştır daha önce.
1. Gayri meşru dünyanın, orta sınıf insanlarının sıradan hayatlarının da içinde olduğunu ve aralarındaki ilişkinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı
2. Aşkın her şeye rağmen eldeğmemiş bir sarışın melek olduğunu şiirsel bir dille anlatmıştır.
3. Gerçek bir final kurgusu, aşkın gücü böcükleri yer. Şimdi mutluyum ama hala o mavi kadifeyi görebiliyorum gözyaşlarımın arasında.

Ana fikir;
Bana sorulacak olsa, David Lynch başroldeki yumurta gibi oğlanla uzun süre görüşebilmek için aha bu filmi yapmıştır.
Hikaye içine şiddet, aşk, gizem, kan, ölüm, şehvet katılarak hazırlanmış, 200 gram hapla rafine edilmiştir. Bunlar, maviyle aydınlanmış ilişkilerin içindeki tutarsızlık, karşılıklı anlama hataları, dengesizlik, güçsüzlük, iktidar hastalığı yada iktidarsızlık, arada öten nar bülbülleri ve yeraltında kaynaşan böcekler kadar basit birer simgedirler. Sonu hiç bir yere varmayan, ölümle yaşam arasındaki bu aşk kadar gudik bir sonsuzluk içinde bizi karşılayabilirler. Meadow Lane tabelasından sonra kuzeye gidilebilir belki, olmadı batıya. Ve bu arada gözünüz her an morarabilir, bir kadın sizden onu öldürmenizi isteyebilir, dikkatli olmak lazım.

Bu arada akıllıca bir manevra ile işin ruhunu görüntüden sese aktarmak için David Abi,
Angelo Badalamenti ilen barabar çalışıyor ve sözleri yazıyor, filmin sonunda ortaya çıkan
şarkı Mysteries of Love'un sözleri aşağıda;

Sometimes a wind blows
and you and I
float
in love
and kiss
forever
in a darkness
and the mysteries
of love
come clear
and dance
in light
in you
in me
and show
that we
are Love

Sometimes a wind blows
and the mysteries of love
come clear

Bazen bir rüzgar eser
Ve aşkın gizemleri
Açığa çıkar

Film müzikleri; Sözler, komplesi daha iyi kaynakça bilenler yoruma yazsınlar..

Pazar, Kasım 11, 2007

Yüreğim sökülüyor

Olanların görünmez dengesini sezen iç sesimle oturmuş bira içiyoruz gene bir ölümlü dünya pazarı. Dedi ki, yüreğim sökülüyor.

Cuma, Ekim 26, 2007

Hasta

Sabaha karşı nöbetçi doktoru uynadırdıklarında hiç hoşuna gitmedi. Genellikle tehlikesiz şizofrenlerin bulunduğu 3. kata inerken hastabakıcıya -Bu sefer ne olmuş diye sordu.

*********

Birinin kalpleri ellerinde, güzel gülüşlerle bir kan denizinde yüzerek yaklaşıyorlar, yeteneklerden, en ve boyun muammen bedele oranından, eskide kalan asaletli hayatlarındaki aristokrat kıvrımlardan, ne ince, ne hoşgörülü birer yılanbalığı olduklarından bahsediyorlar, beyin zarına işleyen dırdırlarında boğulmuş ve artık anlattıklarının silik bir silüeti gibi alkolde yıkanarak sızıyorlar sabaha ve geceye ve sabaha. Çocukluğumuzda kırılan bardakları kimse onaramıyor, o su bir daha asla aynı şekilde içilemiyor, tez ve antitezin mutlak gücüne inansak da bu kırılmış oyuncaklardan çıkan tedirgin sesi susturmanın bir yolunu bulsak. Konunun basit özünü anlamak için üretim şekilleri açısından ekmeğin arasına konan uskumruyu incelediğimizde, dibinde birinin ötekini öldürme gücünü görüyoruz ve şaşkınlıkla aynı gücün onu yaratabilme gücü olduğunu da ve bunları nasıl birbirinden ayıracak bir ultra modern filtre yapabiliriz ki şu an cemaziyulevvel 2007 ve hala körlüğünden şüphe edilmez bu yığma cemaatin yer yer bir şarkıcının memeleri üzerine, yer yer bir papazın üçlediği Kabbalacı çıkmazlar üzerine boşalttığı kan ter ve irini seyretmedeyiz. Çoğalamıyoruz, asla çok olmayacağız ve daima taşlanarak recm edileceğiz. Bunu neden ben düşünemiyorum diyen öfkeyle yerden koparılmış taşın kutsadığı kardeşleriz biz. Biz kimiz? Biz kılıç taşıyanlarız, biz papağanların sıkıcı ahlakını cehenneme gönderenleriz, biz bütün biçimlerinden arınmış aşkın peşinde olanlarız. Hyperborea serinliğinde bir avuç macera severiz ve şüphesiz konakladığımız yüksek yaylalarda çok az ölümlü yaşayabiliyor. Payelerimiz yoktur, rütbelerimiz yoktur, hepimiz eşitiz, hepimiz kardeşiz. Babalarımız bize bir bataklık hediye etmişti ama oradan yükselebilen aklımızın iplerini bağlamayı unuttular, sadece keskin aklın durdurulamaz gücüyle hayatta kalıyoruz, bize ancak ışığıyla yol gösteren öncekilerin cılız sesini dinliyoruz. Kaçan ise henüz özgür değildir, çünkü kendisinden kaçtığı ile koşulludur. Kimse aklımızı bulandıramaz, kimse bizi yolumuzdan döndüremez, her kurduğumuz sistemin zayıf noktasını ellerimizle öldürdük, çizdiğimiz her çemberi uzaktan seyredenleriz, dışardan sert ve mağrur, içerden merhametliyiz. Çünkü anlam usun kendisidir. Tüm insan hallerini geride bırakarak bu yaylada konaklıyoruz. Şimdi doğduğumuz yerden bu kadar ırak ve kendimize bu kadar yakınız, yoldaki hedefin de, yolun da farkındayız. Doğa, insan için yalnızca dönüştürmesi gereken bir başlangıç noktasıdır. İşaretlerle anlaşıyoruz, birbirimizi gördüğümüzde gözlerden çıkan o kısa şimşekle aydınlanan selamlaşmamız kısa sürüyor. Çoğumuzu tarih boyu katlettiler, saklanabilenler, asla yazmadılar, konuşarak aktardılar. Biz gerçeğin peşindeyiz, mürit değiliz, kul değiliz, kimseyi ikna etmek için upuzun kurallar bırakmadık. Döngüyü seyrediyoruz, içinden savrulup çıktığımız her noktasında onları seyrediyor ve tekrar bir yol sunuyoruz, apaçık görülmeyen ve akılla örülmüş çok zor bir yol. De te fabula narratur (1).

***********

- Bizimki gene sayıklamaya başladı, durmadan konuşuyor, duvara doğru ileri geri sallanıyor doktor bey.
- İlaçlarını alıyor mu?
- Kontrol ettik, hepsini de alıyor ama nasıl oluyor anlamadık doktor bey.
- Bir ayda bu kaçıncı yahu.

***********

Yalancı ve ikiyüzlü kurallar koyarak güçlü olanın tüm hakları kazandığı bu oyunu görüyoruz. Birlikte yaşamak zorunda olanların elinden alınan kardeşlik duygusunun yerine konan bu çer çöpü görüyoruz, ömür boyu devletsiz, silahsız ve evsiz olarak yürümeye devam edeceğiz. Güçlü olmadığımız için değil, tam tersi olduğu için öteki yanağımızı uzatıyoruz, birini tek bir kelimenin öldürebileceğini görerek susuyoruz, artık susuyoruz.

***********

Doktor hastayla konuşmayı denedi, gençliğinde Lacan bile okumuş, psikiyatri ilmiyle hayli uğraşmış biriydi, ancak birisi, hele bir hasta, onu dinlemedi mi adeta çıldırıyordu. Tek bir derdi vardı önemsenmek, buna uymayanlar için yapılacaklar belliydi. 06 Mayıs 2007 de akşam üstü hastaya kısmi lobotomi yapıldı.

Ekler

(1) http://www.korotonomedya.net

Pazar, Temmuz 15, 2007

MAHVEDERİZ



- Homur, homur, bu şerefsiz gavurlar da kim oluyor, mahvederiz,
- Türk finans dünyasının %50'si ele geçmiş olabilir, artık parayı onlar kontrol ediyor olabilir, ama olsun, bir Türk dünyaya bedeldir,
- Bu dinsizler imana gelsinler önce, Allahsızlar,
- Ne dimek onların Aynştaynı, Hegel'i, Firoydu varsa bizim de Minyeli Abdullah'ımız, H. Kahraman'ımız var, kıyas kabul etmez tevbe haşa,
- Zamanında çok ileri gitmiş medeniyetiz, varsın 300 yıl ilerlesinler, iman gücüyle evelallah...
- Her yere Türk bayrağı diktik, daha ne olsun, bayrak diktikçe kaybettiğimiz onca işletme, onca kaynağın ne önemi var. Biz liberal demokrat muhafazakarız. Dünya bizimkiş gibi karışım görmedi.

Ah be Ulus, biz kaldık burada hoca, ne yapacağız?

Perşembe, Temmuz 12, 2007




ULUS BAKER

Pazartesi, Temmuz 09, 2007

MÜZİK

Yeryüzünü daha uzaklara bağlayan ve süzülerek kısa bir an anlamamıza yarayan, artık tonların birbirini takibi olmayan, dizilerin, notaların her yerinden keskin matematik çıkan seslerin cehenneme gittiği bir saflık olarak beliren o şeyi siz de gördünüz mü bilemiyorum...
Akışkan bir yükselme, sıradan sinirli yüreğin unutulduğu, acının, nefretin bu insana ait şeylerin defolup yerini hiç bilinmeyen, sanki çok derin bir kaynaktan akan o yepyeni sezgiye bıraktığı an...

Dehşetli bir şey...

Döngü, kırılan zincirden fırlayan keskin bir tını sağ kulağımda patlayarak arkaya doğru yankılanan piyanonun, havayı titreştirerek yaran kısık sesi içinde koyu karanlıkta, kavramlarla, vücuduyla, komşusuyla, deneylerle başı zorda olan insanın bunca araya giren zorlukta anlatamayacağı en özüne ait bu mırıltının, kulakların değil yüreğin ve aklın değil, üzerimizde asılı bir ışıklı alanın içinde havayı titreştirerek katlanan ve her yöne kıvrımlanan izlerinin ardında bitmesin bu an, aslında bunca kısa ama ne uzun bir anlayışın içinden ancak bir hayaleti hissetmek olmalı şarkının adı dediğimde sadece 10 saniye çalmıştım zamanı..

Yardım edenler;
Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart
Pink Floyd

Cuma, Temmuz 06, 2007

06-174 (Electrons on Video)

Şaka gibi ama değil, helyum gazına hoparlörü dayayıp sesle elektronları şişko yapmışlar, gece modunda video ile bu görüntüleri çekmişler. Bildiğin elektron fotoğrafı olmuş. Video resim linkinde.


Cumartesi, Mayıs 26, 2007

Free Hugs - Sarılmak Beleş

Sarılmak, kucaklamak, sımsıkı tutmak, bağrına basmak, dört elle sarılmak, benimsemek, sevgiyle sarılmak, sıkıca kucaklamak, bağrına basmak, insan olmak, hayvan oğlu hayvanların yapamadığı bu jesti yapmak, ateş etmemek, birbirini biçmemek, kendindeki kötücül piçi vurmak, birini hiç olmazsa bir an anlamayı denemek, kısaca burada olmak, insan olmak...

Güzel insan Juan Mann
Free Hugs Amsterdam
Free Hugs China
Free Hugs Tel Aviv
Free Hugs Paris
Free Hugs Mexico
Free Hugs Korea
Free Hugs Scotland
Free Hugs - Venezüella
Free Hugs Italya
Free Hugs Peru
Free Hugs Arjantin
Free Hugs Hamburg
Free Hugs hatta Hollywood

Katılan herkese bir daha teşekkür ederim.

Pek yakında
Free Hugs - Istanbul



Cumartesi, Mayıs 05, 2007

When Shall I Be Free

Bu Shpongle keratasından bahsetmeyi unutmuşum. Müzikal canavarlar.
Bakınız gene bizim kutu.net te bir örnek.
Ayrıca Around the World in a Tea Daze.
Koşali.

Çarşamba, Nisan 18, 2007

İstanbourdieu




[Tarihsel olarak sosyoloji, ilkin ulus-devlet ve milli bilincin yaratılması için, daha sonra da pazarın gereklilikleri için kullanıma sokulmuştu...]

[Grekçe krisis, kriz ve kritik'i birbirinden ayırmaz; her ikisi birbirine bağlıdır. Aristoteles'te krisis (yargıya varma) ve kratein (hükmetmek) bir insanın yurttaş olmasının şartlarındandır...]

[Yaşadığımız hayatın pazar ilişkilerine ayarlanmış toplumsal düzeni, bu düzenin idare edilmesini üstlenmiş sözde-demokratik mekanizmaların gerçekliği, neye mal olursa olsun güya en iyi hayatı amaçlayan bizler için yeteri kadar trajik olmadığından, giderek globalleşen bir dünya için yeni fırsatlar yaratan her gelişmeye alkış tutuyor, bu sürecin içerisinde egemenin yararına olmak üzere sömürülenin, baskı altında tutulan ve yoksul bırakılanın da global bir kitle olarak hizaya getirildiğini görmezden geliyoruz...]

Ahmet Çiğdem,
Bir İmkan Olarak Modernite, Weber ve Habermas, 2004, İletişim

DEVRİM REKLAMLARI

SERİ 1

Bu fikir gecenin köründe aklımdan çıktığında olanaklarını çok düşünmemiştim. Madem kervan yürüyor, o zaman bizim de reklam yapmamızda bir sakınca yoktur. Devrim reklamları serisi fikrim böyle doğdu. İşte onun ilk yavrusu. Flash'ten anlayan ve yapabilecek olan bir babayiğit bekliyor. Yaparsanız bana da haber verin.


Örnekler; örnek1, örnek2, örnek3

Yukardan bakılan ve her biri birer nokta ile işaretli pit stoplar olmalı yukardan yada açılı bir bakış olabilir. Ekran ikiye bölünmüş olmalı ve her bir araba kendi yolunda bulunmalı. Flash ile rahatlıkla yapılabilir.

Tepeden iki yolu görüyoruz. A yolunda Ali vear B yolunda Burtay var. Detay olarak her bir yolda sosyal duruma ait bir kaç görsel öge kullanılabilir. Mesela Burtay tarafında köpeğini gezdiren bir kuaför saçlı abla, yol kenarında park etmiş cipler, lüküs hayat mağazaları v.b.
Ali tarafında, boktan bir parkın cılız ağaçları, panzerler, sağa sola saçılmış çöpler, gecekondular v.b.
Çıkış noktalarında Burtay Ali'den hayli önde birer nokta yanında doğulan ev adları.

A Kuştepe'de bir gecekondu
B Kaşaroğulları Yalısı Beylerbeyi

Ve start tabancası duyulur.

B jet hızıyla önde gitmekte, burada istenen bir süre iki arabanın yoldaki hareketi gösterilir.
A ite kaka ve hafif dumanlar çıkararak devam eder

B Özel Kumbaram İlkokulu
A Abuzittin Bayram İlköğretim Okulu

B ardından Özel Amerikan Koleji'ne akar
A Kuştepe Devlet Lisesi

B Özel Yediveren Üni Turizm Bölümü
A Alimunyum Tozu Teknikerliği Yüksek Okulu

Finish Bayrağı sallanıyor

B ardından Kaşaroğulları Otelleri önünde finishi göğüsler
A yarışı bitiremez eksozdan yoğun duman ve yolun dışına savrulur.

En sonda seçenekler

Bu kepazeliği bir daha oynat
Gel bize katıl v.b. bir laf

Biter.

Salı, Nisan 17, 2007

GÖNÜL DAĞI

Neşet Ertaş Baba'nın ciğerinden çıkan havayı tozaran ruha bakınız.
Can özünde akan seli kaçınız görmüştür?
Kalpten kalbe görülmez yolların sahibi oldunuz mu?
Asalet sahibi insanda olan herşeyi hangi kültürün içinden çıkarsa çıksın, aşkla sahiplenmeye devam.

Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özümde sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar yar oy yar oy yar oy yar oy
Dil gizli gizli, dil gizli gizli
Sinemi yaralar yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Dil gizli gizli, dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçanın gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle gider yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Yol gizli gizli, yol gizli gizli

Gönülden gönüle gider yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Yol gizli gizli, yol gizli gizli

Seher vakti garip garip bülbül öterken
Kirpiklerin ok ok yar yar cana batarken
Cümle alem uykusunda yatarken
Kimseler görmeden yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Gel gizli gizli, gel gizli gizli

Hoyratlar görmeden yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Gel gizli gizli, gel gizli gizli


Sol alta koyuyorum, hadi gene iyisiniz, keratalar.
Baba'nın diğer şarkıları da candır, tosbağalık yapmayın, gidip satın alın.

Çarşamba, Mart 28, 2007

Temel Parçacıklar

1994'te semalarımızda görüldü, sonra herkes unutmuş gibi oldu, ülkemizde 1 basımı yapıldı kitabın. Ve şimdi hayret ama filmi var ve bir Türk firması dağıtıyor bile.
Sadece fragmandan bile kitabın en canalıcı bölümü olan son bölümüne değil gene kolpa insanatın cinsel kaşıntılarından para yapma yoluna gidildiğini sezdim ama umarım filmin olayı farklıdır, du bakalım. Buyrunuz;

Film burada: http://www.elementarteilchen.film.de/flash/index.html
Michelle Houllebecq kimdir, olayı nedir? : http://www.houellebecq.info/english.php3

Fadia El Hage

Uzun zamandır kaybolmuş bir çocuk gibi yaşamaktaymışım. Sadece görebildiklerinden emin olan aptal bir çocuk gibi. O'nu dinleyene kadar sanki yarı baygın ve ölüydüm. Olduğumuz şeyin ne olduğuna ne kadar kırmışım ki kafayı, o ışığın izini nasıl körlükle kaybetmişim.
Sana şükürler olsun Fadia, sana teşekkür ederim.

Kaynakça:
Bulunuz - Fahir Atakoğlu - Kyrie Eleyson - La Luna As One Albumu
Her bir demoyu itinayla indiriniz, yapabilen satın aldığı cd yi benimle paylaşsın, Fadia canımızın sitesi

Kutu.net'e bakın , kimbilir orda bir pırlanta bekler sizi.

Salı, Şubat 27, 2007

Zamandan çıkmıştım...

Önümde eşsiz enginliğiye olasılıkların dünyası. Yukarda daha çok şey vardı ölümlülerin dünyasına indirilecek. 26 kurala göre çalışan çatışma alanlarından çokşey kaybederek geçmiştim. İstenilenleri sunmaya bir karar versem boğazda bir apartman dairesinden bunları yazma şansım bile olabilirdi. Bir insan bir insanı bu kadar özler mi? O benim kızım. Onu 1 aydır göremiyorum. Sadece O'nun için yaşadığı yerden uzaklaşmayı seçmiştim. Sadece O'nun için hayata devam ediyorum. Tenis kortlarınız, karanlıkta indirilen don hışırtısına olan bu aşırı merakınız, ormanda yürürken duyacağınız ürperti s.kimde değil. Birbirinizin aklında yıkanma çabalarınızdan yılmışım. Tüm olmuşlarabir sürü kulp takabiliriz ihtimal. Suç ve cezanın kalın ciltlerindeki maddelerden geniş labirentlerde hayatı eytişimsel bir körebe oyununa çevirebiliriz. Ama biliyor musunuz, umurum değil.
Gerçek derin cırnaklarıyla aklımı kaşıyan ve sonra da beni bir ana hapsedecek olan kör kuyudur. Kimin başkasına ne hakla bir tek cümle kurma hakkı var?
Kimin küçücük bir kız çocuğunu acılar içinde bırakma hakkı var?

Salı, Ocak 23, 2007

Kardeşim Öldü

Alana doğru yürüdük. Önce pek kalabalık değildik. Oradaydım, orada dört bir yandan gelen konuşmaları dinliyor
gidip aldığım pankartı tutuyordum. Hepimiz Ermeniyiz Hepimiz.
Hepimiz insanız demek istiyordum, sabahları oynayan çocuklarını seyreden, gönençle ekmeğini taştan çıkaran, şikayet etmeyen, gülmeyi unutmamış ve birbirinin ciğerlerinde kan banyosu yapmayan ehil insanlarız. Mahallemizde nice deliler oldu, her zaman bize karşı diyecek bir şeyleri bulunan hasımlarımız oldu ama hiç bir tabancanın elde nasıl durduğunu bilmeyiz. Binlerce yıl, birbirine karışmış onca ırktan sonra, artık sadece insan olana dek üzerimizdeki tüm elbiselerden kurtulana dek soyunacağız.
Aynada gördüğümüz kişi nihayet kendi yüzümüz olana dek. İktidar bir elimizde tek taş siyanür olacak, onu da biz içeceğiz. Ağusu sadece bileni kavuran bu deli halimizle, güneşi ilk kez bir daha göreceğiz. Başkalarına değil kendimize soracağımız ilk soruyla belki bir taş oynayacak yerinden, çokluğumuzdan, her emre boyun eğip yaşayıp gitmeden bir dakikalığına ara verip, üzerimizde belirecek bir aydınlığın şahidi olacağız. Kadınlık, erkeklik, aitlik nişanlarımızı bir kenara koyup ilk kez birbirimize bakacağız. Sloganlar atılmaya başlandı, şiddetin her türünü öğrenmiştim, buna diyalektik diyenler vardı. Evrimini durdurmuş ve rakı masalarında öne kaykılıp, biz o zamanlar bu ülkede sosyalizmi tek başına savunduk derken kimbilir hangi payeden kendine pay almaya
çalışan nice angutlarla içmişliğim vardı. Kendi boktan kişiliklerine zerre ellemeyen, ama dünya meseleleri karşısında cevval nice müsvedde ile bir arada bulundum.
Dengesi bozulmuş kış göğünde güneş parlıyordu, yürümeye başladık. Onca okumuş insan bir araya gelmiştik, sayımız giderek artmıştı. Kardeşim vasiyyet etmiş, cenazemde slogan atmayın diye. Dört bir yandan bağrılıyordu. Bir zamanların Heteredoks rahiplerini andım her tür iktidardan arınmak için nasıl çaresiz bir isyanda çoluk çocuk katledildiklerini. Kim içine bağırıyordu? Herkesin derdi dışarda, dışarda bir alan kapmakta. Benim canımdan canı aldılar. Kardeşim öldü. Burda olsa ne güzel ağız dalaşı yapardık belki, belki sarılır ağlar eski aşklarımızdan bahsederdik, aklımıza akıl katardık, ömrümüzde bir mucizeyi paylaşırdık, konuşurduk uzun uzun. Canımın yarısı kızım hastaydı ben yanına gidememiştim, canımın diğer yanını vurdular. Serde delikanlılık vardı onca slogana inat kardeşim öldü diyemedim, bir desem ağlamaya başlayacaktım.
Linda, Eso, Mehmet, daha tanımadığım tüm karındaşlar, başımız sağolsun.
Kardeşimiz öldü.

Pazartesi, Ocak 15, 2007

Giriş, çıkış, vibrasyon

Duygu sellerinde yıkandım, akşam üstleri güzel insan birikintileri görünce üzerine basmamak için hep yanlarından geçiyordum ama oldu bir kere. Tenzih ediyordum, yüreği temiz insanların güzel cümleleriyle huzur buluyordum gene de. Küçük çayırında yayılmış büyükbaş hayvancağızlar görüyordum Ankara yolculuklarımda. Trenin o müstesna keyfiyle sarılı, yemekli vagonda tıkır tıkır çalışan hayatı gözleme şansım oluyordu. Caddebostan sahilinde uygar insanların bira sohbetlerine katıldım, Tarlabaşı'nda götünü yemek parasına satmaya çalışan eski orospuların yanıbaşından geçtim, modern separatörlü işyerlerinde, bölmelerinde peyniri arayan nice fareye dert anlattım. Bizans'ı öğrendim artık, bütün lehçelerini biliyorum. Arada bir çıkıp giriyorum gene aklımdaki hastaneye, hala kendimdeyim, şükür kendi halimdeyim.

Cumartesi, Eylül 23, 2006

Değişim hızlı adımlarla geldi. Arkasında birbirine uzun monologlar anlatan sessizleyiciler olabilir, cehaletinden cüretkar hamleler atan ruh katillerine yem olmuş insanların cılız çığlığı çıkabilir, birbirine bakarak ve asla birbirine karışmadan akan hikayeler ırmağından köse-yaşlı-amcanın uzattığı sigaranın dumanı çekilebilir, üstelik herkes bildiklerini paylaşmalı. Meğer ne çok şeyi anlamadan yaşamakta imiş kör kuyular cemahiriyesi.
Başlıyorum...